Bir yolda hiç sapmadan dümdüz ilerliyorsanız, muhtemelen yanlış yoldasınızdır. Doğru yol düşünmeyi, zıt fikirleri sorgulamayı gerektirir. Alışılan yol kolay yoldur, ister yanlışın üzerinden yol alsın, ister doğrunun. Düşünme ve sorgulama yoksa beli büküktür, kısırdır, kıttır. Asfalt yollar kolaydır. Çukur yoktur, taş yoktur, dümdüzdür ancak bir doğru ve bir düz çizgi olabilir. Patikalar risktir. Topraktır. Taştır. Çukurdur. Düşmeyi yaralanmayı göze almayan insan yaşamamış olur. Çünkü korkaktır. Korku insana hükmeder. Korkan insan deneyimleyemez, prototipleşir. İnsan bilmediğinden korkar ve korktuğundan kaçar. Herkesin adım attığı yerden geçmek risksizdir, birisi nasılsa tecrübe etmiştir. Fakat kara ilk ayak basanın yerde izi kalır, korkanın değil. On insan da aynı yoldan geçse farklı şeyi görür, anlar aslında. Ama ne anladığına bağlı olarak kendi korkusunu başkasına dayatır. Bu önce aile sonra arkadaşlar, toplum, devlet, iletişime girdiğimiz her alanda karşımıza çıkar. Yola talip olanın korkusu olmaz, tehlike nesnesini bilir.

Eskiden kontrol edemediğim, planımın akışını bozan şeylere hayıflanırdım. Daha sonra, kendi planımın üzerindeki ince bir planın işlediğini fark ettim ve seyrettim. Seyrederken düşündüm, anlamaya çalıştım ve yolun ne demek olduğunu gördüm. Çakıllı yollardan güzel anlara, anılara çıkmayı umut ettim. Bu yüzden hep sapmalar, hatalar, düşmeler ve tekrar kalkmalar, tekrar sapmalar… Heyecanlı kılan da buydu belki de. Dümdüz yol eminim fazlaca sıkıcı olurdu. Yüzyıllardır güneş usanmadan doğup batıyor. Fakat bir güneş değiliz ki aynı şeyi bıkmadan yapalım. Bizde düşüncede yol alıyoruz, bata-çıka…

Mehmet Ulukışla